share on:

Birey ve Toplumsallaşma

Birey; kısaca toplumu oluşturan, ancak kendine has özellikleri olan yapı taşıdır. Toplumsallaşma(sosyalleşme) ise en basit tabiriyle, bireylerin ait olduğu toplumların bir parçası olma, o toplumlara uyum sağlama sürecidir. İnsanlık tarihine gözlerimizi çevirdiğimiz zaman da bireyi ve toplumu ayrılmaz bir bütün olarak görüyoruz.

İnsanlık tarihinin bir parçası olan bireyler olarak, yüzyıllardır tek başımıza değil, topluluk halinde yaşıyoruz, toplu yaşamı tercih ediyoruz. Bir nevi toplumsallaşıyoruz. Peki, tarihi ile yaşıt denebilecek olan bireyin sosyalleşmesindeki en büyük etken nedir?

 Bireyin toplumsallaşma süreci

İnsan daha dünyaya adım atarken bir topluluğun içine doğarak yaşam bulur; aile! İnsan, aslında dünyaya gelme şekliyle sosyal bir varlık olmuştur diyebiliriz. En azından bu anlamda güçlü bir aday olmuştur.

Yaşam bugünkü formunu bulmadan önce ilkel insanlar avlanmak ve çeşitli tehlikelere karşı savunma mekanizması oluşturabilmek adına birlikte yaşıyorlardı. Gelişen insan ve dünya bu kez de iş bölümü açısından birlikte yaşamı gerekli kıldı. Neticede birey tek başına tüm rolleri üstlenemezdi (doktor, öğretmen, işçi vs.). Yani doğarken belli bir yaşa kadar bakıma muhtaç olarak dünyaya gelen insan, büyüdükçe de yaşamını devam ettirebilmek için sosyalleşmelidir.

Toplumsallaşma, günümüz de ise modern yaşamın bir gereği olarak görülebilir. İş bölümü sayesinde perçinlenen toplumsal yapı artık kentli olmanın ve çağdaş yaşamın olmazsa olmazıdır.

 ‘İnsan doğası gereği sosyal bir varlıktır.’

Sonuç olarak bireyin sosyalleşme etkenleri uzun uzun listelenip, irdelenebilir. Ancak bu etkenlerin en önemlisi insanın doğası gereği sosyal bir varlık olmasıdır. Bütün iş bölümü gerekliliklerinden ve savunma mekanizmasından önce insan iletişim kurmak, etkileşimde bulunmak ister. Konuşmalı, duygularını ve düşüncelerini paylaşıp, ifade edebilmelidir. Sosyalleşip, içinde bulunduğu topluma kendini ait hissederek var olmalıdır!

 

Leave a Response